Kültürel mirasımızın en köklü simgelerinden biri olan Türk kahvesi; kadife köpüğü, yoğun rayihası ve damakta bıraktığı kalıcı lezzetiyle asırlardır sohbetlerin merkezinde yer alıyor. Türk misafirperverliğinin vazgeçilmez ikramı olan bu geleneksel tat, Sivas'ta yarım asrı aşan tecrübe ve bir asrı geride bırakan makineler eşliğinde özgünlüğünü koruyor. Brezilya'dan temin edilen kaliteli çekirdeklerin asırlık düzeneklerde işlenmesiyle ortaya çıkan eşsiz lezzet, yalnızca Türkiye'den değil, dünyanın pek çok ülkesinden de talep topluyor.

Dünya Kahve Gününde Küresel Tüketim Rakamları Öne Çıkıyor
Uluslararası Kahve Örgütü (ICO) verilerine göre yeryüzünde her gün yaklaşık 2,5 milyar fincan kahve tüketiliyor. Kahvenin dünya çapındaki bu devasa ekonomik ve kültürel etkisine dikkat çekmek amacıyla her yıl 1 Ekim tarihi Dünya Kahve Günü olarak kutlanıyor. Küresel ölçekte kahve çoğunlukla filtreleme veya demleme teknikleriyle hazırlanırken, Türk mutfak kültüründe kaynatılarak pişirilme usulüyle ayrışıyor. Sivas'taki tarihi işletme ise bu özel pişirme tekniğine giden yolu, 100 yıllık taş değirmen ve kadim kavurma yöntemleriyle inşa ederek geleneksel lezzeti muhafaza ediyor.

Asırlık Taş Değirmende Çekilen Kahvenin Tarihsel Yolculuğu
Kahvenin doğadaki keşfinden saray mutfaklarına uzanan serüvenine değinen dördüncü kuşak işletmeci Tayfun Talas, içeceğin taşıdığı değeri şu sözlerle aktardı:
"Öncelikle dünya kahve gününüz kutlu olsun. Kahve, gerek ekonomik gerekse kültürel anlamda çok değerli ve dünyada günlük yaklaşık olarak 2 buçuk milyar fincan üretimi olan bir ürün. Böyle bir etkisi de olunca bu günü Dünya Kahve Günü yapmışlar. Türk kahvesi de çok özel bir içecek. Aslında kahve dediğimiz ürün bir meyve. Etiyopya'da Kalde adında bir çobanın keçilerini otlatırken keşfettiği bir ürün. Keçiler otlanırken hayvanların daha enerjik olduğunu hissediyor ve kahveyi keşfediyor. Kahve eski zamanlarda ilaç olarak kullanılıyor, ununu yaparak ekmek olarak kullanıyorlar ve sonra kavrulduğunu fark ettikten sonra inanılmaz bir içecek ortaya çıkıyor. Türk kahvesinin ülkemize geliş süreci ise şöyle; Yemen Valisi Özdemir paşa, Osmanlı'ya kahveyi getiriyor. Kahve sonrasında saraylarda yerini alıyor. Türk kahvesi diğer kahvelerden farklı olarak ince öğütülüyor ve kaynatılarak içiliyor. Diğer kahveler ise demleme usulü ile içiliyor. Türk kahvesinin şöyle bir özelliği var. Saygın ve itibarlı bir içecek olduğu için misafirlerimizi ağırlarken bile onlara Türk kahvesi ikram ediyoruz ve yanında gül lokumu vererek peygamber efendimizi anıyoruz."

Brezilya Çekirdeklerinden Sivas'a Uzanan Lezzet Standartları
Türk kahvesinin kendine özgü yapısının çekirdek seçimi ve öğütme inceliğiyle doğrudan bağlantılı olduğunu vurgulayan Talas, üretim aşamalarını ve isimlendirmenin arka planını şöyle açıkladı:
"Brezilyadan kahve gemiler ile Türkiye'ye geliyor. Biz kahveleri çuvallarla alıp çiğ haldeyken kavuruyoruz. Kavurduktan sonra özel taş değirmenlerde öğütüp Türk kahvesi kıvamına getirerek müşterilerimize sunuyoruz. Her çekirdekten Türk kahvesi olmuyor. Bizim damak tadımıza en yakın olan kahve Brezilya kahvesi. Etiyopya, Endonezya ve Kolombiya'da yetişen kahvelerden genelde filtre kahve içiliyor. ‘Neden Türk kahvesi deniyor' diye soranlar oluyor. Bunun sebebi de yapılışı Türk usulü olduğu için. Çekirdekler Türkiye'de üretilmiyor ama kaynatılarak bize özel içildiği için Türk kahvesi adını almış."

Çiğ halde çuvallarla teslim alınan Brezilya menşeili kahve taneleri, asırlık kavurma fırınlarında kontrollü ısıyla ideal kıvama ulaştırılıyor. Kavurma işleminin tamamlanmasının ardından dinlenmeye bırakılan çekirdekler, yüz yıllık kesintisiz geçmişe sahip taş değirmende un kıvamında öğütülüyor. Modern endüstriyel değirmenlerin aksine taşı ısıtmadan yavaşça öğüten bu tarihi sistem, kahvenin doğal yağlarını ve zengin aromasını fincana kadar eksiksiz taşıyor.
