Orta Doğu’daki güç dengeleri hızla değişirken, Ankara ile Tel Aviv arasındaki diplomatik ayrışma yerini çok boyutlu bir bölgesel nüfuz mücadelesine bırakıyor. İsrail merkezli Jerusalem Post gazetesinde yer alan ve güvenlik uzmanı Jonathan Spyer imzasını taşıyan analizde, iki ülke arasındaki rekabetin artık rutin siyasi polemikleri aşarak beş kritik sahada doğrudan karşı karşıya gelişe dönüştüğü savunuldu.
Ankara ve Tel Aviv Rekabetinde Beş Kritik Stratejik Kriz Alanı
Yayımlanan stratejik raporda, Türkiye ve İsrail ilişkilerinin artık ikili bir diplomatik kriz olmaktan çıktığı, bölgesel çapta bir güç savaşı haline geldiği vurgulanıyor. İki aktör arasındaki nüfuz çatışmasının beş temel eksende yoğunlaştığı belirtiliyor: Suriye sahası, Doğu Akdeniz deniz yetki alanları, Kudüs ile Batı Şeria denklemi, Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu hattı ile uluslararası platformlardaki hukuki hamleler.
Analizde, bu alanların bağımsız birer bölgesel gerilim olarak görülmemesi gerektiği, aksine her iki ülkenin hedeflerinin doğrudan birbiriyle çakıştığı sıfır toplamlı bir denklem yarattığı aktarılıyor.
Tel Aviv Yönetiminden Cumhurbaşkanı Erdoğan'a Yönelik Hukuk Hamlesi
Analizde öne çıkan en dikkat çekici başlıklardan birini, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun direktifleri doğrultusunda başlatılan hukuki girişim oluşturdu. Netanyahu’nun, İsrail Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk Dairesi'ne talimat vererek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan aleyhine Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) nezdinde bir dosya oluşturulmasını istediği kaydedildi.
Hazırlanması planlanan dosyanın temel dayanaklarının, Türkiye'nin sınır ötesi terörle mücadele operasyonları ile Hamas ile kurduğu diplomatik temas iddialarına dayandırılacağı öne sürüldü. Ancak hem Türkiye’nin hem de İsrail’in Roma Statüsü’ne taraf olmaması nedeniyle bu girişimin somut bir cezai yaptırıma dönüşme ihtimalinin zayıf olduğu bildirildi. Uzmanlar, bu adımın pratik bir yargı sürecinden ziyade, uluslararası alanda yürütülen psikolojik ve hukuki savaşın bir parçası olduğunu değerlendiriyor.
Suriye Sahasında Sıcak Temas ve Askeri Karşılaşma İhtimali
İki ülkenin askeri olarak karşı karşıya gelme ihtimalinin en yüksek olduğu cephe olarak Suriye öne çıkıyor. Ankara’nın Şam yönetimi üzerindeki nüfuzunu artırması ve Suriye’nin savunma altyapısını güçlendirmeye yönelik hamleleri, Tel Aviv tarafından kendi operasyonel kabiliyetine tehdit olarak algılanıyor. İsrail, özellikle Suriye hava sahasında İran unsurlarına karşı sahip olduğu serbest hareket alanını kaybetmek istemiyor.
İsrail’in daha önce Ebu Zuhur Hava Üssü’ne gerçekleştirdiği hava harekatı bu stratejinin bir parçası olarak görülürken, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Şam temasları sırasında dile getirdiği şu ifadeye dikkat çekiliyor:
"İsrail, Suriye’nin toprak bütünlüğüne ve bölgesel istikrarına yönelik en büyük potansiyel tehdittir."

Doğu Akdeniz Enerji Hattı ve Afrika Boynuzu'nda Nüfuz Savaşı
Türkiye ile Libya arasında 2019 yılında mutabakata varılan deniz yetki alanları anlaşması, Doğu Akdeniz’deki enerji koridorlarını doğrudan etkilemeye devam ediyor. İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ortaklığında planlanan denizaltı elektrik ve enerji iletim projeleri, Türkiye’nin ilan ettiği kıta sahanlığı sınırlarıyla çakışıyor. Bu durum, Akdeniz’deki kaynak paylaşımında tarafları kaçınılmaz bir rekabete sürüklüyor.
Mücadelenin coğrafi sınırları son dönemde Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz kıyılarına kadar genişledi. İsrail’in tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland’ı tanıması ve bölgede Babülmendep Boğazı’nı gözetleyecek askeri tesis kurma arayışları, Türkiye’nin Somali politikasıyla karşı karşıya geliyor. Mogadişu’da kapsamlı bir askeri eğitim üssü bulunduran ve Somali açıklarında hidrokarbon arama anlaşmaları imzalayan Ankara, Somaliland’ın parçalanma adımlarına kararlılıkla karşı çıkıyor.
Orta Doğu Jeopolitiğinde Şekillenen Yeni Güç Dengesi
Geleneksel Orta Doğu güvenlik mimarisinin zayıflaması ve ABD’nin bölgedeki doğrudan belirleyiciliğinin azalması, yerel ve bölgesel güçlerin etki alanlarını genişletmesine zemin hazırlıyor. Bölgesel dinamikler, Türkiye ile İsrail arasındaki rekabetin dönemsel bir diplomatik gerginlik olmadığını; Orta Doğu’nun yeni jeopolitik haritasında uzun soluklu bir stratejik hesaplaşmaya dönüştüğünü gösteriyor. Mevcut eğilimlerin sürmesi halinde, iki gücün sahadaki sürtüşme alanlarının daha da belirginleşmesi bekleniyor.