reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
15
sivas360 Gündem Prof. Dr. Mehmet Şahin'den İstanbul’un Fethi ve 1071 Zaferi Üzerine Tartışmalı Açıklamalar

Prof. Dr. Mehmet Şahin'den İstanbul’un Fethi ve 1071 Zaferi Üzerine Tartışmalı Açıklamalar

Erciyes Üniversitesi eski rektörlerinden Prof. Dr. Mehmet Şahin, İstanbul’un fethinin ve 1071 Zaferi’nin kutlanmasının yanlış olduğunu belirterek, bu tür etkinliklerin Türkleri bu topraklarda ’gâsıp’ olarak gösteren bir anlayışı desteklediğini iddia etti. Şahin, "İstanbul’un fethini kutlamak, 1071’i kutlamak bana göre son derece yanlıştır" dedi.

KAYNAK: İHA

Erciyes Üniversitesi eski rektörlerinden Prof. Dr. Mehmet Şahin; İstanbul’un fethini kutlamanın son derece yanlış olduğunu vurgulayarak, Türkleri bu topraklarda ’gâsıp’ diye gösteren anlayışa destek olunduğunu iddia etti.

Uluslararası İktisat hocası olan Prof. Dr. Mehmet Şahin yaptığı açıklamada;

"Genel kabule çok aykırı bir şey söyleyeceğim. Halkımız düşünsün. İstanbul’un fethini kutlamak bana göre son derece yanlıştır. 1071 Zaferini kutlamak da son derece yanlıştır. Neden? 1071’i kutlamak, her yıl şaşaalarla oraya gidiliyor, törenler yapılıyor vesaire. Ne demiş oluyorsunuz bunu kutlayarak; ’Bu topraklar bizim değildi, bu topraklar başkalarına aitti. Biz geldik, bu toprakları 1071’de onların elinden aldık’. Bunu kime öğretiyorsunuz? Kendi çocuklarınıza öğretiyorsunuz. Kendi çocuklarınız şuur altında ne demiş oluyor; ’Biz buraya başka yerden geldik. Bizim ana vatanımız başkaydı. Biz burada işgalci veya gâsıp durumundayız’. Bu psikoloji son derece önemlidir. Biz İstanbul’u fethetmeden önce tüm Trakya’yı fethetmiştik. Yani Selanik, İzmir’den daha önemli bir Osmanlı şehriydi. Manastır, Üsküp. Ne oldu? 1912-13’de oralardan çekildik ve adını unuttuk. Sadece Kayseri’de oturan insan değil, oradan gelen insanlar da adını unuttu. Ama 100 yıl evvel buradan giden insanlar, gittikleri bu toprakları her gün daha fazla dünyanın gündemine getiriyorlar, ’orası bizimdir’ diyerek. Her yıl buraya Ermeniler, Rumlar akın akın arabalarla gezmeye geliyorlar. ’Burası onların ana vatanıydı, biz sonradan geldik’ diye tescil ediyorsun. Aynı şekilde İstanbul için de öyle. Diyorsun ki; ’Burası 500 yıl önce, Rumların şehriydi, Bizans’ın başkentiydi. Biz geldik burayı ele geçirdik’. Buna ’fetih’ vesaire diyerek kutsiyet ekliyoruz. Ama şuur altında ne diyoruz; ’Burasının aslî sahibi biz değildik’. Biz neden Fener Rum Patrikhanesi’ni buradan atamadık? Veya onlar neden ısrarla burada kalmak için direndiler? Hatta biraz istiskal manası da vardı, Lozan’da Fener Rum Patrikhanesi’ne biçilen rolün. Beyoğlu Kaymakamlığı düzeyinde bir statü. Ama bugün ne oldu? Uluslararası statü kazanmaya başladı. Türkiye ise kararsızlık içinde. Geçen uluslararası bir toplantıda, hem de diplomatların yanında, Fener Rum Patriği, ‘ekümenik’ sıfatıyla oturdu. Türkiye maalesef bir tepki gösteremedi. O halde biz bu fetihleri unutalım mı? Hayır ama böyle, şaşaaya, debdebeye filan gerek yok. Tarihçiler konuşur, fakat halk, tabiri caizse ’biz gâlû belâ’dan beri buradaydık, burası bizim ana vatanımız’ şuurunu taşımalıdır. Böyle emanetçi gibi değil. Veya başka bir terminoloji kullanacak olursak, ’Kadim dönemlerden beri, antik dönemlerden beri biz buradaydık’. Kudüs için diyoruz ki; ’ ilk kıblemizdi’, Hz. Peygamber Miraç’a Kudüs’ten yükseldi, orada Ömer Camii var. ’Orası bizim için Mekke, Medine’den sonra üçüncü kutsal mekândır’ diyoruz. Aynı şekilde, onlar da ’Anadolu bizim için böyledir’ diyorlar. ’Saint Paul Tarsus’ludur, Meryem Ana Efes’tedir’ diyorlar"

ifadelerini kullandı.

"Kanunî Dönemi’nden bu yana Osmanlı’yla alakalı ve Türklerle ilgili İngilizce yazılmış kitapların sayısı yüzlerce" diyen Prof. Dr. Şahin;

"Benim tespit edip bilgisayarıma yüklediğim kitap sayısı neredeyse 500 tane. Ve aynı dönemde maalesef bizim İngiltere hakkında yazılmış bir tek telif eserimiz yok. Halen de oldu mu, var mı emin değilim. Ben böyle bir kitap bilmiyorum. İngilizce kitapların sayısı inanılmaz. 1603 yılında İngiltere’de Richard Knoll ’Türkler’ diye bir kitap yazıyor, 1200 sayfa. Aynı tarihte Osmanlı coğrafyasında harita üstünde İngiltere’nin yerini gösterebilecek kaç kişi vardı, merak ederim. Onun arkasından Paul Rycaut bir kitap yazıyor yine Türklerle alakalı, 1680 yılına geldiğimizde 6. baskısı yapılmış. Bende 6. baskısı var. Düşünebiliyor musunuz, 2 ciltlik bir kitap 6 defa basılmış. Sonra Lady Montagu var meşhur, Osmanlı’nın 1800’lere kadar İngiltere’de temsilcisi yok; 1500’lerden itibaren onların burada temsilcisi var. Ve o temsilcilerin pek çoğu kitap yazıyor. Buraya gelen neredeyse her misyoner kitap yazıyor ve söyledikleri şu; ’Burası Hristiyan topraklarıdır.’

dedi.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...