Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında hayata geçirilen Mekke Ortak Savunma Anlaşması, Tel Aviv yönetiminde ve İsrail medyasında geniş yankı buldu. İsrail merkezli Kanal 14 televizyonunda yayımlanan kapsamlı jeopolitik analizlerde, bu üçlü savunma iş birliğinin Orta Doğu ve Güney Asya hattında yeni bir stratejik güç merkezi inşa ettiği vurgulandı. Ankara’nın yükselen nüfuzunun İsrail’in bölgesel çıkarlarını zora sokabileceği belirtilirken, ittifakın genişlemesi halinde Tel Aviv’in yalnızlaşabileceği ifade ediliyor.
İsrail Basınında Mekke İttifakı ve Güvenlik Endişeleri
İsrailli tanınmış siyasi yorumcu Tamir Morag, televizyon ekranlarında kaleme aldığı değerlendirmesinde dikkat çeken bir başlık açtı:
"Neden korkmalıyız?"
Morag, Tel Aviv açısından temel meselenin bugünkü tablodan ziyade, üç başkent arasındaki stratejik askeri entegrasyonun gelecekte alacağı biçim olduğunu savundu. İmzalanan pakt uyarınca, taraflardan birine düzenlenecek herhangi bir askeri saldırı tüm müttefiklere yapılmış kabul ediliyor. Bu kolektif savunma maddesi, özellikle Riyad yönetimine yönelik bölgesel güvenlik risklerinin tırmandığı bir konjonktürde askeri caydırıcılığı en üst seviyeye taşıyor.

Türkiye’nin Savunma Sanayisi ve Sahadaki Askeri Varlığı
Yayımlanan analizlerde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin muharebe kapasitesi ile savunma sanayisindeki atılımlarına geniş yer ayrıldı. İsrail televizyonu, Türkiye’nin sahadaki operasyonel ağırlığına işaret ederek şu tespitte bulundu:
"Bölgedeki en büyük orduya sahip olan Türkiye, gelişmiş bir savunma sanayii ve kanıtlanmış askeri kabiliyetler sunmaktadır."
Haberde; Türkiye’nin savunma ve havacılık ihracatının 10 milyar dolar barajını aşması, yürütülen savunma projelerinin 1.400’ün üzerine çıkması ve insansız hava araçları (İHA), gelişmiş füzeler ile deniz platformlarının Körfez pazarında elde ettiği üstünlük tek tek sıralandı. Mekke mutabakatının Ankara için sadece ticari ve askeri bir getiri sağlamadığı, aynı zamanda Körfez diplomasisi ve Suudi siyaseti üzerinde önemli bir stratejik nüfuz alanı açtığı vurgulandı.
Pakistan’ın Nükleer Gücü ve Değişen Bölgesel Güç Dengesi
Orta Doğu analizlerinde öne çıkan uzmanlardan Dr. Anat Hochberg-Marom ise üç ülkenin farklı alanlardaki potansiyellerini birleştirmesine dikkat çekti. Suudi Arabistan’ın finansal gücü, Pakistan’ın nükleer caydırıcılığı ve Türkiye’nin üstün askeri teknolojisinin bir araya gelmesinin dengeleri dönüştürdüğü ifade edilerek şu yoruma yer verildi:
"Birlikte yeni ve güçlü bir güç odağı oluşturuyorlar. Basra Körfezi'nde, Orta Doğu'da ve Güney Asya'da güç dengesini yeniden şekillendirme iradelerini gösteren keskin bir siyasi mesaj veriyorlar."
Ayrıca olası bir gerilim senaryosunda İslamabad yönetiminin Ankara’nın yanında yer alma potansiyeli masaya yatırıldı. Pakistan’ın geniş askeri tecrübesi ve nükleer kapasitesi, Tel Aviv’in hesaplarında kritik bir risk unsuru olarak nitelendirildi.
Genişleyen İttifak Ağı ve İsrail’in Bölgedeki Yalnızlığı
İsrail basını, söz konusu savunma blokunun sınırlarının mevcut üç ülkeyle sınırlı kalmayacağını, ilerleyen süreçte Mısır, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi aktörlerin de bu yapıya dahil olabileceğini öngörüyor. Bölgesel dinamiklerin Tel Aviv aleyhine geliştiğine değinilen analizde şu ifadelere yer verildi:
"İsrail için bu durum, özellikle zayıflayan konumunu daha da zayıflatabilecek bir konuma itebilir ve bu endişe verici bir gelişmedir."
Bununla birlikte, Türkiye ve Pakistan birliklerinin sahada Suudi Arabistan’ın savunmasına fiilen omuz vermesinin yalnızca Husi tehdidini engellemekle kalmayacağı; aynı zamanda Doğu Akdeniz ve Kızıldeniz hattında İsrail’i devre dışı bırakan yeni ticaret ve güvenlik yollarını hayata geçirebileceği dile getirildi. Bu tablonun, İsrail’in de dahil olduğu Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) projesini sekteye uğratabileceği uyarısı yapıldı.