Hürmüz Boğazı Resti: Tahran Yönetimi Şartlarını Sıraladı
Orta Doğu'da tırmanan jeopolitik gerilim, uluslararası deniz ticaretinin can damarlarından biri olan Hürmüz Boğazı ekseninde kritik bir dönemece girdi. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, başkent Tahran'da parlamento kürsüsünden yaptığı hitapta bölgesel krizlere ve Washington hattındaki temaslara dair kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Galibaf, küresel enerji koridorunun geleceğine ilişkin Tahran yönetiminin kesin tavrını ortaya koyarak mutabakat maddelerinin eksiksiz biçimde hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı.
Meclis genel kuruluna seslenen Galibaf, uluslararası kamuoyunun gözünün çevrildiği deniz geçiş hattı konusunda şu kesin ifadeleri kullandı:
"İran'ın tutumu tamamen açık ve kesindir: İslamabad Mutabakatı temelinde yedi şartımız yerine getirilmediği sürece Hürmüz Boğazı açılmayacaktır."

İsrail'in Gazze Saldırıları ve Küresel Meşruiyet Kaybı
Tahran'daki konuşmasında İsrail'in 7 Ekim 2023 tarihinde Gazze Şeridi'ne başlattığı askeri operasyonlara ve yarattığı insani yıkıma geniş yer ayıran Galibaf, bölgedeki stratejik dengelerin değiştiğini savundu. Tel Aviv yönetiminin küresel kamuoyundaki algısının dönüştüğünü kaydeden İran Meclis Başkanı, İsrail'in diplomatik ve ahlaki bir çöküş içinde olduğunu ifade etti.
Batı blokunun koşulsuz askeri ve siyasi desteğine rağmen sahadaki tablonun tersine döndüğünü iddia eden Galibaf, açıklamasını şöyle sürdürdü:
"Onlarca yıl kendisini mazlum taraf olarak gösteren Siyonist rejim, bugün dünya kamuoyu nezdinde rezil olmuştur. Bu rejim, ABD'nin eşi benzeri görülmemiş desteğine rağmen tamamen yok oluşa doğru ilerlemektedir."
Washington'ın Çelişkili Mesajları ve Diplomatik Çıkmaz
ABD yönetiminin Tahran karşısında stratejik bir tıkanma yaşadığını ileri süren Galibaf, Beyaz Saray'ın son günlerde üçüncü taraflar vasıtasıyla müzakere zeminini yokladığını belirtti. Washington'ın medya aracılığıyla yürüttüğü söylem ile perde arkasındaki diplomatik hamlelerinin örtüşmediğine işaret eden İranlı lider, tek taraflı baskı politikalarının hükmünü yitirdiğini aktardı:
"Medyada başka şeyler söyleyen ABD'liler, son dönemde bir arabulucu aracılığıyla bazı önerilerde bulundular. Ancak şunu anlamaları gerekiyor ki yıpratma ve tek taraflı talepleri dayatma dönemi geride kaldı."

ABD tarafından kamuoyuna servis edilen açıklamaların bir algı operasyonu olduğunu öne süren Galibaf, Tahran'ın taktiksel hamlelere aldanmayacağını belirterek şu tespitleri paylaştı:
"Düşman bir gün müzakere ve anlaşma pozu takınırken, ertesi gün çatışma ve yıkımla tehdit ediyor, sonraki gün ise arabuluculuk ve uzlaşma iddiasında bulunuyor. Bu tasarlanmış çelişkilerin amacı İran toplumunda kafa karışıklığı oluşturmak, yetkililerin karar alma istikrarını bozmak ve stratejik hesaplamalarımızı manipüle etmektir. Ancak boşuna hayal kuruyorlar! İran, genel politikasını ve ulusal güvenliğini ABD'li yetkililerin günlük röportajlarına göre şekillendiren bir ülke değildir. Biz eylemlerimizin temelini düşmanın gerçek davranış ve fiillerine dayandırıyoruz, medyadaki laf kalabalığına ve sahte ikiliklere değil."
14 Maddelik İslamabad Mutabakatı Neleri Kapsıyordu?
Krizin merkezinde yer alan İslamabad Mutabakatı, haziran ayı içerisinde taraflar arasında müzakere edilmiş ve 14 temel maddeden oluşan kapsamlı bir çerçeve metin olarak kayıtlara geçmişti. İki ülke arasındaki askeri tırmanışı sonlandırmayı hedefleyen sözleşmede; karşılıklı egemenlik haklarına tam saygı duyulması, ABD'nin İran kara sularına ve ticaret hatlarına yönelik uyguladığı deniz ablukasının sonlandırılması ile Hürmüz Boğazı güzergahında ticari gemilerin güvenli seyrüseferinin garanti altına alınması yer alıyordu.
Aynı zamanda mutabakat, Tahran'ın nükleer faaliyetlerinin denetim standartları, Batılı ülkelerce uygulanan ekonomik yaptırımların aşamalı olarak kaldırılması ve yabancı finans kuruluşlarında bloke edilen İran varlıklarının serbest bırakılması gibi kritik başlıkları düzenliyordu. Ne var ki maddelerin uygulama takvimine ve karşılıklı taahhütlere yönelik uyuşmazlıklar sebebiyle temmuz ayında uzlaşma zedelenmiş, Washington-Tahran gerilimi yeniden sahada tırmanışa geçmişti.
Tahran'ın Masaya Koyduğu 7 Ön Şartın Perde Arkası
Sürecin yeniden canlandırılması ihtimaline dair İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai, eylül ayı içerisinde diplomatik müzakerelerin önünü açabilecek şartların çerçevesini çizmişti. Rızai, Tahran'ın belirlediği yedi temel maddeden beşini şeffaf şekilde ilan etmişti. Bu talepler arasında; yurt dışındaki dondurulmuş milli servetin kayıtsız şartsız iadesi, tüm bölgesel cephelerde askeri operasyonların derhal durdurulması, ABD'nin İran'ın egemenlik sınırları dahilindeki iç politik meselelere müdahil olmaktan vazgeçmesi, ülke topraklarına dönük tehdit ve saldırıların son bulması ile açık denizlerdeki ambargo ve ablukanın kaldırılması bulunuyordu. Tahran yönetimi, dosyadaki diğer iki gizli şartın detaylarını ise stratejik gerekçelerle henüz uluslararası kamuoyu ile paylaşmadı.