Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) eski milletvekillerinden Emin Şirin, katıldığı bir televizyon programında çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Siyasi kariyerinin ardından yaptığı net ve cesur çıkışlarla dikkat çeken Şirin, özellikle Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nın en çok endişe ettiği konuyu kamuoyuna açıkça dile getirdi: Erken genel seçim.
“AKP’nin Gerçek Hedefi Laikliği Anayasa Metninden Silmek”
Emin Şirin, AKP’nin yeni anayasa yapma hedefinin ardında yatan asıl motivasyonlara işaret ederek, mevcut iktidarın anayasanın özellikle laiklik ilkesinden rahatsız olduğunu belirtti. “Ben AKP'nin neyi hedeflediğini biliyorum. Anayasanın başlangıç bölümünü değiştirmek ve laiklik vurgusunu ortadan kaldırmak istiyorlar” diyen Şirin, bu söylemiyle geniş yankı uyandırdı.
“Saray'ın En Büyük Korkusu Erken Seçim”
Gündemi sarsan asıl açıklama ise erken seçimle ilgili oldu. Şirin'e göre Saray’da büyük bir panik havası hâkim. “Bugün iktidarın en büyük korkusu erken genel seçimdir. Bu yüzden CHP’nin erken seçim çağrılarını çok yerinde ve stratejik buluyorum” dedi. Şirin, Cumhur İttifakı'nın yerel seçimlerde ciddi oy kaybına uğradığını ve mevcut tabloyla bir genel seçime gitmeleri durumunda büyük sandalye kaybı yaşayacaklarını vurguladı.
“Yerel seçim sonuçları alarm niteliğinde. Cumhur İttifakı %40 bandına gerilemiş durumda. Bu oranla 230 milletvekili bile çıkaramayabilirler. Mevcut tablo, erken bir seçimde en az 80-90 milletvekili kaybı anlamına gelir.”
“Bu Meclis Siyaseten Anayasa Yapma Yetkisine Sahip Değil”
Mevcut Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) anayasa yapma konusunda halktan yetki almadığını savunan Şirin, hukuken anayasa yapılabilecek olsa da siyasal meşruiyetin bulunmadığını söyledi:
“Bu Meclis’in anayasa yapma hakkı siyaseten yoktur. Meşruiyet, sadece seçimle değil, halkın ne için oy verdiğiyle de ilgilidir. 2023 seçimlerinde ekonomi gündemdi. Kimse anayasa değişikliği için oy vermedi. Şimdi halktan alınmamış bir yetkiyle anayasa hazırlamak demokrasiye aykırıdır.”
“Seçmenin Gözünde Karşılığı Olmayan Vekillerle Yeni Sözleşme Olmaz”
Meclis'te halkın temsil gücünden yoksun birçok ismin bulunduğunu söyleyen Şirin, bu durumun anayasa yapım sürecinde temsil krizine neden olduğunu dile getirdi:
“Bugünkü Meclis'te halkta hiçbir karşılığı olmayan milletvekilleri var. Bu isimler bir sonraki seçimde seçilemeyeceklerini zaten biliyorlar. Böyle bir yapı ile yeni bir toplumsal sözleşmeye gidilemez.”
“Yeni Anayasa Sürecinde Öcalan İddiaları Toplumu Geriyor”
Yeni anayasa tartışmaları çerçevesinde, Abdullah Öcalan'ın baş müzakereci olacağı yönündeki iddiaları da değerlendiren Şirin, bu tür söylemlerin toplumsal kutuplaşmayı artırdığına dikkat çekti:
“Kandil silah bırakacağını söylüyor ama siyasi hedeflerinden geri adım atmayacaklarını da belirtiyorlar. PKK’nın taktik değiştirip farklı isimlerle yoluna devam edeceği bir ortamda anayasa konuşmak, toplumu daha da kutuplaştırır.”
“Sığınmacılar Geri Dönmeyecek, Suriye Politikası Çöktü”
Şirin, hükümetin Suriye politikasını da sert sözlerle eleştirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad arasında gerçekleşen görüşmeye dikkat çeken Şirin, bu temasların çözüm getirmekten uzak olduğunu söyledi:
“Sığınmacıların geri dönüşü artık hayal oldu. Kalıcı hâle geliyorlar. Esad’ın kontrol ettiği bölgeler yaşanabilir değil. Kimse geri dönmeyecek. Bu da demografik yapıyı kalıcı olarak değiştirme riski taşıyor.”
“Özgür Suriye Ordusu’ndan Geriye Ne Kaldı?”
Suriye Milli Ordusu’nun (eski adıyla Özgür Suriye Ordusu) geldiği noktanın da bir çıkmazı temsil ettiğini ifade eden Şirin, Türkiye'nin bu yapıya artık etkili bir şekilde yön veremediğini belirtti:
“Eskiden 50-60 bin kişilik askeri güçten bahsedilirdi. Bugün sahada görünür güçleri kalmadı. 6 bini Libya’da, 3 bini Kafkasya’da. Geriye ne kaldı? Türkiye'nin Suriye'de nüfuz alanı daralıyor.”
Sonuç: Siyasi Meşruiyetin Test Edildiği Bir Süreç
Emin Şirin’in açıklamaları, Türkiye’de hem anayasa tartışmaları hem de erken seçim ihtimali açısından kritik bir dönemin yaşandığını gözler önüne seriyor. Siyasal meşruiyet, halk iradesi ve temsil gücü gibi kavramların yeniden tartışmaya açıldığı bu süreçte, erken seçim talebi sadece muhalefet için değil, iktidarın geleceği açısından da belirleyici olabilir.