Eski başbakan, AK Parti ile yollarının ayrılma sürecine ilişkin dikkat çeken ifadeler kullanırken, Türkiye’nin anayasa ve sistem tartışmalarına da önemli mesajlar verdi.
"AK Parti Beni Kaybetmeseydi, Bugün Yüzde 60'la İktidarda Olurdu"
Ahmet Davutoğlu, AK Parti'nin kuruluş ilkelerinden uzaklaştığını savunarak, bu dönüşümün hem partiyi hem de Türkiye siyasetini olumsuz etkilediğini belirtti. "Keşke AK Parti beni kaybetmeseydi, keşke ilkelerine sadık kalsaydı. Siyasi ahlak uyarılarımı dikkate alsaydı, şu anda yüzde 60'larla iktidarda olabilirdi," ifadelerini kullanan Davutoğlu, başbakanlık dönemindeki oy oranlarını hatırlatarak şunları söyledi:
"Ben AK Parti'yi 49,5 ile bıraktım. AK Parti tabanının içinden çıktım, o kitlelerden hiç kopmadım. Bugün de halkla bağım devam ediyor."
Bahçeli İtirafı: “Kanaatlerinize Katılıyorum” Demişti
Davutoğlu, çözüm süreci dönemine atıfta bulunarak, o süreçte Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli ile yaşanan perde arkasını ilk kez açıkladı. Bahçeli'nin kamuoyunda "Serok Ahmet" ifadesini istihza ile kullandığını belirten Davutoğlu, o dönemde Bahçeli’ye iki kez mektup gönderdiğini söyledi.
“Mektuplardan sonra Sayın Bahçeli beni 1-2 saat içinde arayarak, ‘Sayın Başbakanım, kanaatlerinize katılıyorum’ dedi. Bu sözleri kamuoyunun bilmesinde sakınca yok.”
Bu açıklama, yıllar sonra çözüm sürecine dair MHP'nin duruşuyla ilgili tartışmaları da yeniden gündeme taşıdı.
Yeni Anayasa İçin “Hayır Demeyiz” Mesajı
Türkiye'de yeni anayasa tartışmaları da Davutoğlu'nun gündemindeydi. Başkanlık sisteminin yerine güçlendirilmiş parlamenter sistemin gerekliliğini savunan Gelecek Partisi lideri, anayasa çalışmaları konusunda da açık kapı bıraktı:
“Bizim parti programımızda da açıkça yer alır: Türkiye gerçek ve kamil bir parlamenter sisteme dönmelidir. Ancak anayasa tartışmaları seçim stratejisine değil, demokratikleşme vizyonuna dayanmalı. Eğer amaç parlamenter demokrasiyi inşa etmekse, biz buna hayır demeyiz.”
“Devlet Menfaati Gerektirirse Herkesle Görüşürüm”
Ahmet Davutoğlu, ilkelerine bağlı kalarak gerektiğinde tüm siyasi aktörlerle görüşebileceğini vurguladı. Ancak bu görüşmelerin kişisel ya da siyasi kazanç uğruna değil, tamamen devlet menfaati doğrultusunda olabileceğinin altını çizdi:
“Ben ilkelerimden ödün vermem. Ama devletin menfaatine olacaksa, kim olursa olsun konuşurum. Bu tavrım dün de böyleydi, bugün de aynı.”