Naci Görür ezberini bozdu İstanbul depremi için yeni ihtimali duyurdu
Görür, depremin ne zaman olacağının tartışılmasından ziyade, insanların bu tür bir afette nasıl hayatta kalabileceğine odaklanılması gerektiğini vurguladı.
Son günlerde peş peşe yaşanan depremlerle birlikte toplumdaki endişe yeniden artarken, Malatya’da meydana gelen 5.6 büyüklüğündeki sarsıntı da kaygıları artırdı.
Yer bilimci Prof. Dr. Naci Görür, Nefes gazetesinden Nalan Güneş’e yaptığı değerlendirmelerde Doğu Anadolu Fay Hattı’nın durumu, İstanbul’un deprem riski ve deprem dirençli kentlerin oluşturulması için atılması gereken adımlara ilişkin görüşlerini paylaştı.
Malatya’daki depreme ilişkin değerlendirmede bulunan Görür, bu tür sarsıntıların bölgede bulunan aktif fay hatları nedeniyle her zaman mümkün olduğunu belirtti. Depremlerin kesin tarih ve büyüklüğünün önceden bilinemeyeceğini ifade eden Görür, Malatya depreminin de bu kapsamda “beklenen bir deprem” olduğunu söyledi.
Depremlerin çevre faylar üzerindeki etkisine de değinen Görür, orta büyüklükteki sarsıntıların çevredeki aktif faylara belirli ölçüde enerji aktarabileceğini ancak bunun etkisinin fayın özelliklerine göre değiştiğini ifade etti.
Doğu Anadolu Fay Hattı’na ilişkin değerlendirmesinde Görür, bu hattın Anadolu levhasının güneydoğu sınırında yer aldığını ve bölgedeki sürekli hareketliliğin gerilim birikimine yol açtığını belirtti. Fayın önemli bir bölümünün geçmişte kırıldığını, ancak kırılmamış segmentlerin hâlâ risk oluşturduğunu söyledi.
Deprem büyüklüğünün fay kırılma uzunluğuyla ilişkili olduğunu vurgulayan Görür, uzun fay segmentlerinin 7 ve üzeri büyüklükte depremler üretebileceğini, ancak hangi segmentin ne zaman kırılacağının bilimsel olarak önceden belirlenemeyeceğini ifade etti.
İstanbul’daki deprem riskine de değinen Görür, 1999 Marmara Depremi sonrası yapılan araştırmalarda 30 yıl içinde büyük deprem olasılığının yüzde 60’ın üzerinde hesaplandığını, yeni çalışmalarla bu oranın yüzde 48’e düşürüldüğünü söyledi. Buna rağmen riskin ciddi seviyede devam ettiğini belirtti.
Depremle ilgili tartışmaların zamanlamadan ziyade hazırlık konusuna odaklanması gerektiğini vurgulayan Görür, deprem dirençli kentlerin oluşturulmasının zorunlu olduğunu ifade etti. Bu kavramın, “zarar görmeyen şehir” anlamına gelmediğini, ancak can kayıplarının en aza indirildiği kentler olduğunu söyledi.
Kentsel dönüşüm ile deprem dirençli kent kavramının aynı olmadığını belirten Görür, dönüşümün yalnızca bina yenilemekle sınırlı kaldığını, oysa deprem güvenliği için altyapı, ulaşım, enerji ve ekosistem gibi tüm unsurların birlikte ele alınması gerektiğini dile getirdi.
Bu sürecin devlet politikası olması gerektiğini vurgulayan Görür, bir bakanlık koordinasyonunda uzun vadeli planlamayla Türkiye’nin 10–15 yıl içinde deprem dirençli hale getirilebileceğini ifade etti. Vatandaşların da bu sürece demokratik yollarla katkı sunabileceğini söyledi.