TÜSİAD’dan Merkez Bankası, TL’nin değer kaybı ve laiklik mesajları

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan, “Başta Merkez Bankası edinmek üzere düzenleyici kurumların bağımsızlığı ağız dalaşı dışı olmalı” dedi. TÜSİAD Başkanı Simone Kaslowski ise, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çıkışına tepki gösterdi.

TÜSİAD'dan Merkez Bankası, TL'nin değer kaybı ve laiklik mesajları

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yüksek İstişare Konseyi (YİK) bir araya geldi.

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan konsey toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Özilhan, konuşmasında liyakat, laiklik vurgusu yaptı, Merkez Bankası’nın bağımsız olması gerektiğine, “Ilk Kez Merkez Bankası almak üzere düzenleyici kurumların bağımsızlığı kavga dışı olmalı. Gelir dağılımı bozukluklarını da gidermek istiyoruz. Faiz ve enflasyonun yanı sıra emisyonları da eksilmek istiyoruz. Hak ve hür alanlarının genişletilmesine de gereklilik duyuyoruz” diye dikkat çekti.

Konuşmasının başında “Bugün Türkiye’nin geleceğine baktığımda, dünyadaki jeopolitik risklerin, sosyo-kültürel gerilimlerin, iklim değişiminin etkilerinin ve bereketsiz ve dengesiz idareli büyümenin mahşerin dört atlısı olarak üzerimize geldiğini görüyorum” diyen Özilhan, “Aleyhinde karşıya olunan tehditler dikkate alındığında, büyümenin sadece hızlı yok, aynı zamanda istihdam yaratan, yeşil ve adaletli bir çoğalma olması gerektiği ortaya çıkıyor” ifadelerini kullandı.

Özilhan, iktidarın politikalarına yönelik ilk elden dikkat çekici etmeden eleştirilerde de bulundu:

“Cari açık ve bütçe açığına maharet açığı, data açığı, liyakatlı kadro açığı ve yönetişim açığı da ekleniyor.

Düşen yalnızca TL’nin değeri değil, su rezervlerimiz, birbirimize güvenimiz, ihracatımızda yüksek teknolojili ürünlerin payı, sevinç ve huzurumuz da geriliyor.

Sadece makroekonomik dengesizlikleri değil, yöresel kalkınma farklılıklarını ve gelir dağılımı bozukluklarını da tamir etmek istiyoruz.

Faiz ve enflasyonun yanı sıra emisyonları, hava, su ve toprak kirliliğini de eksilmek gerekiyor. Üretimin, tüketimin, yatırımların artmasına gereksinim duyduğumuz değin, yargı ve özgür alanlarının genişlemesine de gereklilik duyuyoruz.”

LAİKLİK VURGUSU

Konuşmasında laiklik vurgusu da yapan Özilhan, “Birlik ve beraberlik içinde sorunlarımızı aşarak gelişmiş, adaletli, saygıdeğer ve çevreci bir Türkiye inşa etmemizi sağlayacak kurumlar aralarında bilhassa laikliğe ve demokrasiye vurgu gerçekleştirmek istiyorum.

100 yıl önce cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk ve arkadaşlarının çağdaş dünyanın üyesi elde etmek doğrultusunda atmış oldukları geri dönülemez kararlı adımda en önemli prensip laikliktir” dedi.

Özilhan, şöyle devam etti: “100 yıl boyunca ayakta dimdik durmamızı karşılayan bu prensip önümüzdeki 100 sene içinde de özlemlerimizi gerçekleştirmemizin en büyük teminatı olacaktır.

Kurumlar başlığı altında şu üç öneriyi çok önemsiyorum.

1. Hukukun üstünlüğü ve hak bağımsızlığının sağlanması çerçevesinde devletin tüm işlemlerinde hukukla tabi olması ve etkin hak arama özgürlüğünün güvence aşağıda olması.

2. Pluralist ve iştirakçi demokrasinin güçlendirilmesi; bütün vatandaşlar için tüm hak ve serbest alanlarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi standartlarında geliştirilmesi, siyasette ötekileştirme, ayrımcılık ve nefret edilen şey söylemleri ile çaba edilmesi.

3. Kuvvetler ayrılığını yükseltmek için denge ve denetim mekanizmalarıyla yargısal denetimin güçlendirilmesi, transparan, hesap verebilir, daha eksik merkeziyetçi ve etkin bir halk yönetimi anlayışının oturmuş ışık halkası getirilmesi

Bu adımları atabilmek, geleceği defalarca beraber yapı edebilmenin temelini oluşturacaktır.”

KASLOWSKİ’DEN İSTANBUL SÖZLEŞMESİ TEPKİSİ

TÜSİAD Başkanı Simone Kaslowski’nin konuşmasında öne çıkanlar ise şöyle:

“Böyle bir ortamda ülkemizin geleceğinin yeni bir hoşgörüyle yapı edilmesi, yeni bir öykü yazılması ihtiyacı olduğunu dile getirdik. Yaklaşık iki sene yürütülen yoğun çalışma kapsamında, Türkiye’nin ve TÜSİAD’ın geçmiş birikimlerinden yararlanıldı. Kapsamlı analizler ve öneriler taşıyan bu rapor, aktüel siyasi tartışmalar ya da konjonktürel unsurlara yok, ilkelere dayanan, uzun vadeli bir bakış açısı ile hazırlandı.

LAİKLİK VURGUSU

Bütün 10 gün sonradan Cumhuriyetimizin kuruluşunun 98. yıl dönümünü kutlayacağız. Yüzüncü yıla da sadece iki yıl kaldı. Bu toplantıda, geleceğe ışık tutmaya çalışacak olsak da geçen 98 yılın anlamı üzerine de bazı görüşlerimi de sizinle paylaşmak istiyorum. Zira geçmişlerinden ders alamayan, hatalarını, eksiklerini görmezden gelen ya da ellerindeki değerli unsurların kıymetini bilmeyen toplumlar ileriye dönük sıçramalarını asla gerçekleştiremezler. Cumhuriyeti kuran kadrolar, yıkılan bir imparatorluğun yarattığı travmayı aşıp, yerine o günün ileri ülkelerinin eşiti olacak bir ulus-devlet sıralama projesine giriştiler. 10 yıldan uzun süren savaşların yıkımına uğramış, felaketler yaşamış Anadolu’dan yeni bir ulus yaratmaya çalıştılar. Bunu gerçekleştirirken kendilerine rehber olarak aydınlanma çağının ilkelerini aldılar. Bunların en önemlilerinden birisi ve son tahlilde Cumhuriyet rejiminin harcını oluşturan, bugün de demokratik bir rejimin ve barış içinde bir toplumsal yaşamın olmazsa olmaz koşulu sayılması gereken ilke, laiklik idi. Laiklik din ve vicdan özgürlüğünün güvencesidir. Laiklik ilkesini özümsememiş bir toplumda eşdeğer vatandaşlık kavramının ve bilincinin yerleşmesi fazla zordur. Hatta imkansızdır. Vatandaşlık bilincinin olmadığı yerde ise çağdaş ve demokratik bir toplumu hazırlamak, gözetmek güçleşir. Çağdaş ve demokratik bir toplumun yapı taşlarından birisi de kadınların her alanda var olmasıdır. Kadınların toplumsal hayata katılmaları, bütün maharet ve enerjileriyle toplumun ilerlemesine ve değerlerini oluşturmaya katkıda bulunmaları ise ancak laik bir ortamda gerçekleşebilir.

1999 sonunda Türkiye’nin Avrupa Birliği adaylığı kabul edildi. Bunu takip eden 2000-2007 yılları aralarında Türkiye’de hukuki ve anayasal reformların yapıldığı çok olumlu bir dönem yaşandı. Bu dönemde anayasadan canice hukukuna, dernekler hukukundan medeni hukuka birçok alanda kanunlar çıkartılarak, AB normlarını kısmen ya da ayrıntılarıyla tedarik eden bir dizi reform hayata geçirildi. Adalet ve özgür alanları genişledi, adalet bağımsızlığı, kişisel haklar, devlet-toplum ilişkileri ve hukukun üstünlüğü alanlarında çok kayda değer kazanımlar elde edildi. Türkiye’de o dönemde toplumsal enerji kabarmış, geleceğe güvenle bakmamızı sağlayan enerjik bir iyimserlik dalgası ülkenin her yanına yayılmıştı. Bu dönemin, son 50 yılda en olumlu idareli gelişmenin yaşandığı dönem olması bir rastlantı değildi. Tüm bu gelişmelerin sonucuydu. Ne var ancak 13 sene daha sonra birey başına gelirimiz 2007 seviyesinin dahi altına düştü. Çalışabilen nüfusumuzun iş gücüne katılım oranı oysa yüzde 50-55 civarında takılı kalıyor. Bugün iş gücü piyasasında, en geniş tanımlı işsizlik oranımız yüzde 22 gibi oldukça yüksek bir seviyede, Dünya Yargı Projesi hukukun üstünlüğü endeksinde 139 ülke içinde 117’nci sıradayız. Bu tabloya baktığımızda bizim yeni bir kalkınma anlayışına duyduğumuz gereksinim fazla açıktır.

Toplum olarak büyük bir çoraklaşma tehdidi de yaşıyoruz. Denizlerimiz ve akarsularımız kirleniyor, göllerimiz kuruyor. Katliam boyutlarında bir ağaç kesimine maruz kalan ormanlarımız, son yıllarda sayısı gelişen ve engellenemeyen yangınların da etkisiyle değil oluyor. Meclisimizde onaylanmasından büyük hoşnutluk duyduğumuz Paris Antlaşması kriterlerine bir lahza önce düzen sağlamalıyız. Yoksa çölleşme ve diğer çevresel tehditler ile baş edemeyiz.

GENÇLER İSTİKBALİ DIĞER ÜLKELERDE ARIYOR

Çoraklaşmanın her anlamda korkunç sonuçlarını yaşıyoruz. En her işin altından kalkan, eğitimli, yetenekli, hayalleri olan gençlerimiz, gözbebeklerimiz istikbali başka ülkelerde arıyor. Ülkemiz 1960’lardan beri göç veriyor. Ancak bugünkü göç yeni ve daha önce benzerini görmediğimiz, bizi kemiren bir göç. Genç işsizliği, serbest alanlarının daralması, güzel bir yaşam kurabilme olanaklarının azalması da bu yeni nesil göçün hızlanmasına yol açıyor. Doktorlarımız, yazılımcılarımız, girişimcilerimiz, yaratıcı beyinlerimiz, geleceklerini diğer yerlerde düzenlemek üzere ülkemizi terk ediyor. Bu durumu durduramaz ve tersine çeviremezsek ülkemiz insan kaynağı açısından da çoraklaşacak. Yeni bir hoşgörüyle geleceğimizi inşa etmek, bizi bu olumsuz girdaptan da çıkartacaktır.

Raporda dile getirilen, dikkat çekilen adımlar atılmazsa ülkemizin gelişmişlik düzeyinin ve refahının dünya klasmanında gerilerde kalması kaçınılmazdır. Yeni Bir Anlayışla Geleceği İnşa, bu nedenle yalnızca milli gelir, birey başına gelir, istihdam rakamlarıyla ilgilenen, kalkınmanın, refahın sadece somut/parasal yönünü öne çıkaran bir rapor yok. Egzersiz, iki taraflı bir gayeye sahip, enerjisini, kendisiyle ağız dalaşı etmeden bu yöne akıtabilen bir toplum haline gelebilmemizin çerçevesini belirliyor. TÜSİAD olarak kuruluşumuzun 50. yılında, içinde bulunduğumuz koşulların nedenleri ne olursa olsun, ülke olarak birikimlerimizin bizi idareli ve toplumsal olarak fazla daha iyi seviyelere getirebileceğine inanıyoruz. Karşılıklı geleceğimizi, kimseyi geride bırakmadan inşa etmek için toplumsal dayanışmaya ve iş birliğine ihtiyacımız var.”

Yorum yapın

Geçici Mail yks pdf indir